25 Mayıs 2009 Pazartesi

Heppiii de Bööörtdeyyy tuuuu Miiiiii!

Sevdiceklerimden çok çok da uzakta olsam Annem'in varlığı herşeye bedel!

Burda olduğum halde unutmayan ve beni yalnız bırakmayan herkese kocaman öpücüklerimi gönderiyorum. Püüühhhh!!!

Umuyorum yeni yaşımda;
sağlık, huzur, mutluluk, başarı, bol para peşimi bırakmazzz!!


24 Mayıs 2009 Pazar

vee sonunda Annem gelirr!

Evet, yaklaşık bir buçuk aylık özlem bitti ve anneme kavuştum.
Sabah Heatrow'a gidip aldım ve direk Oxford'a geldik. Annem o kadar çok şey getirmiş ki, inanamadım, evi taşımış resmen.. Çilekten taze domatese, biberden eriğe, fasülyesine, sucuğuna.. :) Midem bayram edecek sonunda.. İngiliz kahvaltısından kurtulup, şöyle bir güzel domatesli, zeytinli kahvaltı edeceğim.. Nedense burada en çok özlediğim şey, sıcak simit, yanında da olmazsa olmazları, peynir, domates, zeytin ve taze demlenmiş bir çay! Fazla uzatmıyorum, çünkü uzun zamandır beklemede olan Lost'un 3. sezonuna devam edeceğim. burda Lost'a sardım! Türkiye'de koşturmaktan zaman bulamadığım için burda bol bol izliyorum..

*Yarın doğuyorummm!!

22 Mayıs 2009 Cuma

JAZZ @ Joe's

Eveett, uzunca bir zamandan sonra Jazz dinlemiş olmanın mutluluğu ile yazıyorum!
Çok güzel bir mekan keşfettik, Joe's pub! Bir japon, bir isviçreli, bir arap ve 2 türk fıkralardaki gibi bir grup oluşturduk ve kulaklarımızın pasını silen jazz müziğinin hoşnutluğuyla sohbet ettik..
Ekleyeceğim bir fotoğraf var mı diye düşünüyorum ama
sanırım çekmedim, bu yüzden mekanı hayal gücünüze bırakıyorum!

P.s: annemin gelmesine sadece ve sadece 1 gün kaldıı!!!

17 Mayıs 2009 Pazar

Eurovision 2-0-0-9!

Hayatımda ilk kez Eurovision'ı tam anlamıyla izledim. Sürekli doğum günümle aynı tarihlerde olması münasebetiyle kaçırıyordum! Bu yıl kendi ülkeme oy verebilmenin heyecanı ile izledimm!
Temsilcimiz Hadise'nin şarkısının güzelliği yanı sıra, sanıyorum ki İngiltere sınırlarında çok fazla Türk'ün olmasının verdiği etkiyle, İngiltere en yüksek oyunu Türkiye'ye verdi ve 4. oldukk! Ben hala iddia ediyorum ki Hadise'nin kıyafeti ve dans figürleri daha güzel olsaydı, birinciliği zorlardık. Bir başka bahara kaldı artık.
Yarışmayı, 1986 doğumlu, şeker mi şeker, harika mimiklere sahip Alexander Rybak'ın temsil ettiği Norveç kazandı. Bu sevimli arkadaş hakkında bildiğim tek bilgi, annesinin ünlü bir piyanist, babasının ise keman üstadı olması. Bu baskın etkenlerden dolayı da, Alexander'ımız hem piyano hem de keman çalabiliyor.. Ne diyelim yolu açık olsun...
İnsanı kıpır kıpır eden şarkıyı dinlemek için sizi şuraya alalım..

Bu arada annem vizeyi almış, dolayısıyla doğum günümde burdaaa!!
yupppiiiiiiiiii!!!

15 Mayıs 2009 Cuma

:|

Aman tanrım!! yazacak birşey bulamıyorummm!!!

13 Mayıs 2009 Çarşamba

...


Özledim seni böcükk...

9 Mayıs 2009 Cumartesi

Shop Shop Shoppinggg!

Yavaş yavaş Oxford’un merkez dışındaki yerlerine gitmeye başladım.
Bugün Suudi Arabistan’lı bir arkadaşla birlikte Bicester Village denen, gördüğüm en büyük outlet merkezine gittik. Akla gelen büyük markaların hemen hemen hepsi vardı. Dior, Calvin Klein, D&G, Versace, Valentino….. Outlet olmasına rağmen, tahmin edilebileceği üzere çok da ucuz değildi. Window shopping denen olayı yaptım sadece, çünkü almak pek akıl işi değil. Aynılarını canım Türkiye’mden, sezon zamanı taksitle alabilirim çünkü... Bir laf vardır, “ucuz mal alacak kadar zengin değilim” diye.. Buraya pek uymadı ama mecaz bağlamda gönderme yaptım kendimce. (: Anladınız siz anladınız…

Bu arada yakında ANNEMMM geliyor, çok mutluyummm!!!


7 Mayıs 2009 Perşembe

C-I-R-C-U-S!!!

Gay party'mize gittik. Adı "CIRCUS" idi!
Meğersem epey meşhurmuş bu party. Diğer şehirlerden, özellikle Londra ve Brighton'dan bir çok eşcinsel gelmiş. Ben gay party diye başlığı attım ama efendime söyliyim birçok lezbiyen de mevcuttu.. Bu büyük organizasyonun verdiği heyecanla mekana erkenden gitmiş olan ben ve diğer 2 kuzenim, ilk başlarda sıkıldık. Daha sonra nasıl olduğunu anlamadığımız bir şekilde içerisi oldukça kalabalıklaştı ve etrafımız bir anda aynı cinsten olan çiftlerle doldu. İşin en keyifli ve güzel yanı, onca erkeğin arasında kendimizi oldukça güvende hissetmemizdi, çünkü hiçbirinin bizle ilgilendiği yoktu. Tabi bu güzelliğin yanında, işin daha zorlu kısmı olan lezbiyen arkadaşların bakışlarına maruz kalmak vardı. Eeee napalım, attık elimizi taşın altına, kaldıracağız! Neyse ki birkaç dans davetinden sonra, pek fazla bizle ilginlenmediler, çünkü gecenin ilerleyen saatlerinde ateşli dakikalar başladı. Aslında pek fazla söze gerek yok. Fotoğraflarla çok şeyi anlatabileceğimi düşünüyorum. Ayrıntı merak eden varsa, özelden ulaşabilir.. (;