1 Mart 2010 Pazartesi

P-U-B-L-I-C

Public bir yer olması için açmış Ayşe Kucuroğlu. Saolsun Şişhane ve çevresinin gelişmesine katkıda bulunmuş. Bebek'te açtığı Happily Ever After'dan sonra epeyce konuşulan bir mekan oldu Public. Öyle ki; Sezen Aksu'nun oğlunun açtığı 11 11'den sonra en trend ikinci mekan olarak gösteriliyor. Durum böyleyken, bir arkadaşımızın doğum günü vesilesiyle saat 9 civarı gittik. Pek bi meşhur olan şeflerinin hazırladığı yemekleri merak eden ben, menüyü elime aldım ve damak tadıma uygun birşeyler aramaya başladım. Yediğim yemeğe 10 üzerinden 6-7 arasında bişey verebilirim heralde. Rose olmadığından blush rose denedim. 10 üzerinden 8 verebilirim. (Bu sayıları neye göre kime göre veriyorum hiç bilmiyorum. Şu anki ruh halime göre veriyor olabilirim.) Rakamlardan bahsediyorduk, fiyatlar oldukça okkalı, gereksiz pahalı. Tekrar düzenlemelerinde fayda var. Herneyse, parası olan gider diiiğ mi kardeşim.

Saat 11 gibi masalar kaldırılmaya başlanıyor bu mekanda, club havasına geçiliyor yavaş yavaş. Aman siz siz olan rezerve yaptırıp yemekli gidiyorsanız, 11'den sonrası için de oturduğunuz koltuğu rezerve ettirin. Yoksa bizim gibi birden ortada kalabilirsiniz. Nasıl bir uygulamadır hiçbir şekilde anlam veremediğim bir şekilde oturduğumuz yeri başkalarına rezerve etmişler. Bu nasıl bir prosedür dediğimde ise, "böyle" şeklinde bir cevapla karşılaşınca mekanı terketmemiz an meselesi oldu.

Bu arada, içerideki insanların yaş ortalaması 30 civarıydı sanıyorum ki. Evde ne var ne yok 50 kez denedikten sonra üstlerine geçirdikleriyle gelen hatunlar birbirleri ile yarış halindelerdi. Çakal diye tabir edeceğim erkekler ise, nerden ne götürürüm düşüncesi içerisinde olmasına rağmen cool bir hava içerisinde umursamazca davranıyorlardı.

Neyse efenim, çok uzattım. Kısacası; yemeğe değil ama 11'den sonra müzik için gidilebilir bir yer.

20 Şubat 2010 Cumartesi

Histanbul

Silüetine aşık olduğum şehir İstanbul..

Yaşanacak en güzel şehir olduğunu düşündüğüm, uzaklaşamadığım, uzaklara gittiğim anda dönme isteğimin başladığı, bazen kendimi onca kalabalığın içinde yalnız hissettiğim, gezdikçe, gördükçe daha bi bağlandığım, değerini daha anladığım masal şehri..

Garajistanbul'da Histanbul adında oyun olduğunu duyduğumda mutlaka görmem gerektiğini anladım.. Memet Ali Alabora ve Sibel Tüzün oynuyordu. Oyuncu kadrosundan dolayı nasıl birşey çıkacağından çok emin değildim fakat oyun başladı ve yavaş yavaş da olsa beni içine aldı. İnce espiriler, çizimler, textler, seslendirmeler, seçilen şarkılar... oldukça etkiledi beni. Memet Ali Alabora'nın performansı şaşırtıcı bir şekilde iyiydi.. Sibel Tüzün'ün ise....

amaaaan neyse!*



*oyundaki en sevdiğim sözlerden biri.
Hayatta gereken şeylere "amaaan neyse" demek ümidiyle...