30 Ağustos 2009 Pazar

BrÜno BrÜnooOo!

Nasıl ki atlamışım da yazmamışım.
Yurt dışındaki ilk sinema deneyimimi Brüno ile yaşadım. Sanıyorum henüz Türkiye'de vizyona girmedi.
Sacha Baron Cohen'in Borat'ta sergilediği muhteşem oyunculuktan sonra, oldukça merakla beklediğim Brüno için, uzun kuyrukların ardından biletimi alıp salona yerleştim. Film başlar başlamaz, salondan kopup filmin etkisine kapılıyorsunuz zaten. Borat'a göre pek daha bir komik olmuş! Tabi bir o kadar da müstehcen sahnelere yer verilmiş. Bana göre senenin en iyi komedi filmi seçilebilitesi oldukça yüksek..

İzleyin, gerçekten çok eğlenecek ve güleceksiniz, gözlerinizden yaş gelmesi de bonusu!

29 Ağustos 2009 Cumartesi

İş Görüşmesi..

İlk flört gibidir iş görüşmesi..
Patron olan taraf değilseniz, heyecan basar, ne giysem derdi başlar, kuaföre gidilir, konuşma provaları yapılır, bir gün öncesinde eğer uyunduysa karmakarışık rüyalar görünür, gitmeden cv'nin çıktısı alınır, şirket hakkında netten bilgi araştırması yapılır, ayakkabı yolda vurursa diye çantaya terlik atılır(bu belki sadece bana özel birşey olabilir tabi) son kontroller yapılır, kişisel gelişim kitapları okunur,(kariyer.net'in kurucusunun kitabı olan 'kariyerimi şansa bırakmam' şiddetle tavsiye edilir) ve hayırlısıyla yola çıkılır. Yolda stresi yenmek için müzik dinlenilir, heyecanı yenmek için absürd şeyler düşünülür ve görüşme yerine gelinir.

Tabi eğer görüşmeye gittiğiniz yer, benimki gibi Hisarüstü'nün oralarsa "acaba işe alınsam da ben bu yolu çeker miyim?" düşüncesi kafayı kurcalamaya başlar.

Evet efendim, hayatında ilk kez ciddi bir iş görüşmesi yaşayacak olan ben, hallice stresliydim ki birkaç gün önce en yakın arkadaşlarımdan birine, iş görüşmesi öncesi moral ve stresle başa çıkma dersleri veriyordum.

Uzuuuuun bir yolculuktan sonra, Hisarüstünde, köprünün ayağında harika bir manzaraya sahip olan, 3 katlı beyaz köşkün zilini çalmam ile kendi alanında lider olan firmaya ilk adımımı atmış oldum. Sekreter tarafından ufak bir toplantı odasına alınmakla birlikte, önüme verilen 3 sayfalık formu doldurmaya başladım. Odada kamera olup, birileri tarafından izlenme düşüncesi olan takıntılı ben, ekranlara sakin bir bayanı oynamaya çalışarak formu doldurdum. Birkaç dakika sonra sekreter geldi formu aldı ve kapıyı kapattı. Bekleme sürecinde, şirketin aldığı ödülleri inceledim, odaya iyice baktım, olur ya 'odada kaç ödül vardı?' gibi psikopatça bir soru gelmesine karşılık, kendimce önlemlerimi aldım. (Malum, bu sevirde iş bulmak zor, ekmek aslanın ağzında!) Vee kapı açıldı.. Direktör olduğunu öğrendiğim kişiyle yaklaşık 40 dakikalık görüşme başladı. Görüşme, genelde olduğu gibi iyi geçti ve arkaya bakılmadan odadan çıkıldı. İş görüşmesi öncesi onlarca kişiye haber vermenin sonucu olarak, teker teker çevremdekileri arayıp, nasıl geçtiğine dair kısa açıklamalar yaptım ve görüşme diyaloğunun özetini üşenmeden yazıp mail attım. Vee aradan 3 gün geçti, 2. görüşme için önümüzdeki haftaya randevu verdiler. Bu sefer de şirket kurucu ortağı bir bayanla görüşecekmişim. Tabi ben kimin kim olduğunu nerden biliyorum, lise sınıf arkadaşımın kız arkadaşı orada çalıştığından, gtalktan aklıma gelen soruları soruyorum ve saolsun cevaplıyor.
İştee durum bundan ibaret.

Şimdi ne mi olacak?
Yaşadığım onca şey deja vu etkisiyle pazartesi günü 2. görüşmede tekrar yaşanacak.

7 Ağustos 2009 Cuma

şehr-i harabe- IstanbuuuuL

Her ne kadar İstanbul aşığı olsam da, gelir gelmez farklı duygular hissettim nedense..
Fazla uzatmadan, aşağıdaki dizelerle dile getireyim...

Neden döndüm istanbul'a
Tutuldum kaldım avare
Şimdi bin kere pişmanım
İndim uçaktan ne çare.

Dönmez olaydım
Görmez olaydım
Tek seni cilveni istanbul
Görmez olaydım bilmez olaydım.

İstanbul'um dert denizi
Kederleri dizi dizi

Merhametin insafın yok mu?
Niçin mahpus ettin sen bizi.

5 Ağustos 2009 Çarşamba

Naime'm..

Hayatımda yaşlı insanların yeri hep bambaşka olmuştur.
Tertemiz kalpleri, kendilerine has kokuları, pamuk gibi yumuşak tenleri.. Dokunmaya kıyamaz insan.

Benim hayatımda ise, annemden sonraki en değerli varlığım olan anneannem vardı. İnsan görünümdeki meleğimdi benim. Yanından hiç ama hiç ayrılmak istemediğim, narinciğimdi.

Yılların verdiği bilgi birikimini bıkmadan usanmadan aktarmaya çalışırdı, tabi kendi deyim ve sözleriyle. Anlamasam bile anlamış gibi yapar, şaşırırdım. Ben hayretlere düştükçe, o daha bi iştahlı anlatmaya devam ederdi taa ki ağzı kuruyup susayana kadar.

Öyle özlüyorum ki Sen'i, gün geçtikçe artıyor özlemin.

Adımı söylemek için tüm aile bireylerinin ismini sıralardın, sonra da kendine kızardın, sinirli insan hiç bu kadar sevimli olabilir mi bilmem ama sen hayatımda gördüğüm en huysuz ve tatlı kadındın.. Otuduğun yerden verdiğin temizlik dersleri, canın sıkılınca kalkıp un helvası yapman, arkadaşlarım geldiğinde yanında oturmamızı istemen, ders çalışıyorum diyip chat yaptığım ortaokulları zamanımda inanıp, liseye geldiğimde teknolojiyi öğrenip artık kanmaman. 90'lı yaşını devirmene rağmen, içindeki enerji ve hayata bağımlılığını kaybetmemen, tam aksine daha canlı ve tutkulu olman, yıllara meydan okuman..

İzinden devam ediyorum, merak etme biriciğim..
Bayramlarda kapıya gelen çocuklara, senin yaptığın gibi biriktirdiğim bozuk paraları veriyorum, kalem veriyorum.. Ama, seninle paylaştıklarımı kimseyle paylaşamıyorum. Kimseyi senin gibi öpemiyorum, koklayamıyorum. Kimse sen gibi saf ve temiz değil.

Öyle özlüyorum ki seni pamuğum, Naime'm!

Fotoğraflar çekiyorum senin gibi pamukların.. çektiğim fotoğrafların hepsinde senden birer parça buluyorum ve özlem gideriyorum.

Uzun süredir göremiyorum seni.. Her gece kapatıyorum gözlerimi ve bekliyorum..
çok bekletme olur mu?