Eveet, aylaar aylar sonra tekrar Pazartesi sendromu yaşamaya başladım. Çünkü bildiğiniz üzere çalışma hayatına başladım 3 hafta önce ve ancak bloguma bakabilme fırsatı buldum. Hatta bloguma, facebook'uma, twitter.... bilumum sosyal platformlara.. Hatta hergün maillerini kontrol eden ben, geçen haftadan beri maillerimi okuyorum.
Bu 3 hafta içinde neler oldu neler.. Malezya'lı 3 misafirim geldi CouchSurfing'den.. Sonraa bir arkadaş daha evlendi, Sakarya'lara düğüne gittim. Herneyse, ben yazımın asıl konusuna, işe geleyim.
Daha önce de bahsetmiştim sanırım, iş yerim teee Rumelihisarı'da! teee dememden bana uzak olduğu anlaşılıyor sanırım. İlk başlarda yol çok yoruyordu beni ama şimdilerde biraz daha alıştım diyebilirim. Gerçi hergün 3-3,5 saatim yolda geçiyor, bu da büyük bir kayıp benim için. Zaman kelimesinin anlamını şimdi daha iyi anlamaya başladım. İlk gün heyecanı, bu hafta nasıl geçecek derken 3 hafta geçiverdi birden. Ama hakikaten birden geçiverdi, o kadar yoğundu ki zaten bu kadar hızlı geçmese sanırım istifa ederdim lakin onca saat farkına vara vara çalışılmaz.
Ofis, uzak olmasına rağmen güzel, kalabalık ve yoğun.. Bu şekilde hayat nasıl geçer bilemiyorum. Sanki bigün bi bakıcam 5 yıl geçmiş olacak ve bu arada ne yaptığımı anlamıcakmışım gibi geliyor. Bu hayat böyle geçer mi yahu, bişeyler yapmak lazım. Orta okul sınıf arkadaşım, radyo ve tv'de çalıştıktan sonra butik pasta dükkanı açmaya karar vermiş, yakında da açılıyormuş. Peki ya ben? Ben de işe gidip geleyim, nasıl yaşlanacağımı düşüneyim. Yahu ben de istiyorum bu tarz birşey.. Güzel kek de yapıyorum. Tamam henüz sadece kek biliyor olsam da, öğrenirim canım. Şu anda yaptığım işten daha zor ve yorucu değildir heralde. Uffff, herkes bir atılımcılıktır girişimciliktir gidiyor, ben anca ofise ve eve giriyorum.
Farklı birşeyler yapmak lazım ama ne? Fikri olup da söylemeyen...!!
Pazar gününden beri evde yatan ben, duşumu aldım, süslendim püslendim kendimi sokağa attım sonunda! İlk olarak, eski çalıştığım şirkete uğradım.. Arkadaşlarla üç beş sohbet ettikten sonra, ben görevden ayrıldıktan sonra yerime alınan arkadaşın eşinin Taksim Yapı Kredi Sanat Galeri'sindeki fotoğraf sergisi açılışına gittik! Oh gelsin, şaraplar gitsin kanepeler.. tabi ben ilaç kullandığımdan ılık suyla fıstıkları yedim.. Zamanımız kısıtlıydı lakin, çünkü saat 20:30'da Fatih Reşat Nuri sahnesindeki oyuna yetişmemiz gerekiyordu. Eveeeet, bugün 1 ekimm.. Şehrin perdeleri açıldı! Tiyatro sezonu başladı.. Devlet tiyatrolarıyla, belediye şehir tiyatrolarını çok seviyorum.. gerçekten çok güzel oyunlar oluyor.. Bu sene de birbirinden güzel yeni oyunlar eklenmiş.. Neler mi var?
Şehir Tiyatrolarında; Lüküs Hayat(olmazsa olmazlardan zaten), bugün gittiğimiz 10 üzerinden 6 verebileceğim oyun olan Çıkmaz Sokak, Tarla Kuşuydu Juliet, Kabare aklıma gelenlerden..
Devlet'te ise; Ful Yaprakları (geçen sene veya bir önceki sene izlemiştim, önerebilirim), Benerci Kendini Niçin Öldürdü(Nazım Hikmet'in oldukça başarılı biroyunu, tavsiye edilir yani), Kral Dairesi(mask tiyatrosu, eğlenceli Sersemler Evi oyunu da benzer şekildeydi) ve ikili ilişkiler üzerine olan ve bu hafta sonu gitmeyi düşündüğüm İki çarpı iki oyunu bulunmakta efendim.. Tiyatro deyince aklıma nedense kış geliyor, oyun çıkışında takılan bereler, köşe başındaki kestaneciden alınan sıcak kestaneler, huzurlu bir yürüyüş. Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi'nin çıkışını anlattım sanırım...
Gittiğimiz oyuna(Çıkmaz Sokak) gelince.. biraz seks kokusu vardı, biraz intikam, biraz şehvet vardı.. istanbul büyükşehir belediyesinin sitesinde yayınlanan şekliyle oyunda: şiddete karşı şiddet üretmenin değil, yalnızca demokrasinin “çözüm” olabileceği vurgulanıyor. 3 kişilik bir oyundu. İlk perdenin 30 dakika sürmesi oldukça şaşırttı bizleri, 2. perde de 45 dakika kadar sürdü.. Diğer oyunlar seyredildikten sonra, zaman kalırsa gidilebilir bir oyun. Biz açılışı bu oyunla yaptık bakalım.. Sene uzun, sanat çokkk..
Pek yakında Film Ekimi de başlıyoorrrr!!
bol sanatlı günler de bizleri bekliyooorr!!
evet, bugünden ne öğrendik?
*eğer bir filmde veya sahnede, bir silah görünüyorsa; o silah film bitmeden mutlaka patlar!