29 Kasım 2009 Pazar

Life is Life!


Sanıyorum son zamanlarda bulduğum en anlamlı resimdir yukarda gördüğünüz. Aynen de katılıyorum yazanlara.. Hayat bu şekilde geçip gidiyor..

İlkokul; okumayı ben de öğrenip kırmızı kurdelamı takacak mıyım, elimde kalemimle fotoğraf çekilebilecek miyim, çarpım tablosunu ne zaman ezberleyeceğim... sorularıyla geçti gitti..

Ortaokul; birden fazla öğretmen nasıl derslere girecek, biri çıkacak diğeri nasıl girecek, bu kadar çok dersi nasıl yapıcam, takdir mi alıcam teşekkür mü, hangi kolu olsam acaba(genelde nedense hep temizlik kolu olurdum), üst sınıftaki şu çocuk da hoşmuş.. son sınıfa doğru; eteğimin boyunu uzatma vakti geldi, beyaz uzun külotlu çorap giymek istemiyorum, baklava desenliler daha güzel duruyor, liseye gidenler çok havalı... diyerek geçti..

Lise; artık pişkinliğin vermiş olduğu bilmişlikle, okul kırmanın, öğretmene 'hoca' demenin, sevgili yapmanın, süslenip püslenip dershaneye gitmenin, en güzel ve eğlenceli zamanların, gerçek arkadaşlıkların, 'marka' kavramının hayatın bir parçası olup herşeyi beğenmemenin, hayalkırıklıklarının, üniversite stresinin koşturmacasıyla göz açıp kapayana kadar geçti..

Üniversite ise; artık olmuşluğun verdiği ağırlıkla yer, mekan, arkadaş, ders seçme lüksüyle ilerledi. En ciddi sorumlulukların ve kararların olduğu bir dönem olarak başladı ve gelecek kaygısıyla bitti!

Sonrasındaa Welcome to real life!

Daha sonrası mı? Eklediğim resme bakmak gerekiyor sanıyorum ki!
Puff!! Hayatım bu şekilde geçsin istemiyorum!

Çok mu şey istiyorum yahuu??

28 Kasım 2009 Cumartesi

La môme

26. uluslararası film festivalinin en en çarpıcı filmlerinden biriydi La môme. İzledim, hem filme, hem oyunculuğa -marion cotillard mükemmeldi- hem de Edith Piaf'a hayran kaldım. Bununla da yetinmedim, vizyona girdiğinde tekrar izledim. Sene 2007 idi. Şimdi 2009 yılının son aylarındayız, tekrar izledim.. Arşivlik bir film dedim, hem kitap rafımda hem de cd dolabımda yerini aldı.. Sanıyorum tavsiye ediyorum dememe gerek yok!

Filmden çok sevdiğim küçük bir alıntı:

bir kadına öğüt verseydiniz bu ne olurdu?

edith: Sev!
bi genç kıza öğüt verseydiniz?
edith: Sev!
peki ya bi çocuğa?...
edith: Sev!

22 Kasım 2009 Pazar

Bulanlar ödüllendirilecek!

Biliyorum yazamadım ne zamandır.. Şimdilik elimdeki bu ilginç ilanı paylaşayım..

yakında görüşürüz...

1 Kasım 2009 Pazar

Malezya Çinli'leri...

Bu bayrağın hangi ülkeye ait olduğunu tahmin edin bakalım.. Bilene bir sıkımlık diş macunu.. Tamam tamam baymıyorum sizleri ve söylüyorum, Malezya!

Bir aralar bahsetmiş olmalıyım, bahsetmediysem de ayıp etmişim, CouchSurfing'den ilk misafirlerimi aldım. 3 Malezya Çinlisi arkadaş! 2 tanesi İskoçya'dan, 1 tanesi de Londra'dan geldi, Türkiye'de buluştular. 3'ü de arkadaşlar.. Amaçları, evlenmeden önce gezebildikleri kadar gezmek!

Cuma akşam üzeri meraklı bekleyiş sona erdi. 3 çıtır pıtırcık geldiler, yerleştiler, yemek yedik birlikte. Yorgun oldukları için çok fazla sohbet edemedik, duş alıp yattılar. Ertesi günler onlara hazırladığım İstanbul turuna başladılar.. Neyse uzatmadan toplamda 4 gece 5 gün kaldılar.

İlk günler anlamasam da, son günlere yaklaştığımızda garip duygular hissettiğimi anladım. Evimde 3 adet daha önce hiç görmediğim ve belki de hayatımda tekrar göremeyeceğim 3 kişiyi ağırladım, hem de hiçbir karşılık beklemeden. Garip gelmesinin sebebi, yozlaşmış olan bu hayatta, nasıl ki karşılıksız ve çıkarsız birilerini eve almam değil, nasıl ki bunca tanımadığım 3 kişiye karşı duygusal bağ kurabilmemdi. Yaşları 27-28 olan, fakat günümüzde yeni nesil olarak tabir ettiğimiz 17-18 yaşlarındaki teenage grubundan daha saf ve çocuklardı.

Her ne kadar Malezya hakkında az çok bilgim olsa da duyduklarım karşısında oldukça şaşırdım.
Mutfakta bulaşık makinesini gördüklerindeki şaşkınlıkları öyle tuhafıma gitmişti ki, acaba bir gariplik mi var diye düşünmüştüm. Sonradan işin aslını öğrenince, şaşırma sırası bana geldi. Malezya'da sadece ünlülerin ve zenginlerin evinde bulaşık makinesi olduğunu biliyor muydunuz?
Veya restaurantlarda.. Sabah kahvaltılarında yağ ekmek yenildiğini, müslüman olan herkesin -çocuk, yaşlı ve hastalar hariç, oruç tutmak zorunda olduklarını, aksi takdirde cezaya maruz kaldıklarını. Sevgililerin el ele yürüyemediklerini, yürüdükleri takdirde kırbaç cezası olduğunu..

Yıllardır sıradan bulduğum evimi, harika bir malikane gibi görmeleri, bu dünyadaki farklı hayatları çok sert bir şekilde yüzüme vurdu..

Tek çocuk olmamdan ötürü kardeşlik duygusunu 5 gün de olsa tattım. Son gün, yıllar öncesine geri döndüm ve hatıra yazdırdım günlüğüme.. Sanıyorum en son ilkokuldaydı kokulu hatıra defterine yazı yazdırmak.. Pazartesi ilk iş günümdü, Çin'de uğur getirmesi için kırmızı zarf içinde kart verilirmiş, bana da hazırlamışlar yeni işim için..

Aslında bana 5 günde o kadar çok şey hissettirdiler ve bazı gerçekleri tokat gibi yüze vurmak derler ya o şekilde gösterdiler ki, bakış açımı çok farklı yöne çevirdiler...

Bir daha nerde ve ne zaman görüşebiliriz bilmiyorum ama sizleri şimdiden çok özledim;
Mei, Joelle ve Agness..